Doğum günü

kimseyi sevmiyorum. Ya da sevemiyorum. Zaman içinde böyle abuk sabuk bir adam oldum çıktım işte. Ama bu konuda yalnız değilim. Kimse kimseyi sevmiyor artık.Sevmek bir tarafa kimse de bir diğerine saygı bile duymuyor.İlk kim başlattı,bilemiyorum.Ben mi? Başkaları mı?Ben mi? Onlar mı?

Her sabah uğradığım gazete büfesiyle bile selamlaşmıyorum artık. Onlar da para alırken yüzüme dahi bakmıyorlar. Telefoncu da görevli adam, eczanede ki kadın… Yarım ağız ”iyi günler ” demesi. O iyi günler temennisini ben dükkanımdan bilirim.

Samimiyetin zerresi yok temennide. Konuşurken tonlamadan çok, yüzlere bakarım. ”iYİ GÜNLER ” diyen bir yüzde gülümsemenin içtenliğini şıp diye anlarım. Kaçın kurrasıyım ben? Otobüs yazıhanesinde ki kadın. Oflayıp puflaması daha içeriye girerken başlıyor. Bir bilet iadesi ya da değişimi olsa, yüzü düşer, ”sizi şöyle alayım. Faruk bey, ilgilensene beyle… ” Niye, Faruk’a attın ki topu şimdi? Bileti veren sensin. Sen değiştir. Yok! Kimse sorun çözmek için uğraşmıyor.

Ben de ki,bu hoşgörüsüzlükte ondan mı acaba? İlk kim başlattı bu oyunu? Hastahane de kan alan hemşirenin sert bir hareketle kolumu parçalarcasına kan almasıyla mı başladı her şey? Ya da dükkanda boşları toplarken bir marka fazla almayı marifet sayan çaycı mı bende bu değişikliğe yol açan? Yoksa ”siz bu çocukla fazla ilgilenmiyorsunuz ” diyerek beni suçlayan öğretmen mi fitili yaktı? Belki de oturduğum site de her gün park ettiğim yeri gasp eden yeni taşınan avukat, hırçın ve aksi biri olmam da rol oynadı? O günden beri selamlaşmalarımızda kesildi zaten. Yönetici Saffet bey de olabilir bu işin sorumlusu. Her toplantı da borcu olanlara ilk örnek beni göstermesine kızmış olabilirim.

Tatsız tuzsuz bu hayatın bir sorumlusunu bulabilsem. Hayata iyimserlikle bakan biriyken, toptancılar mı kuruttu hayat pınarı mı acaba? Sezon başında yeni model diye verdikleri gözlükleri, sezon ortası gelmeden %30-40 kampanyalarla kazıklanmış duygusuna kapılmış olabilir miyim mesela? İstediğim cam numaralarını her seferinde yanlış anlayıp, farklı camlar gönderen cam depolarının bu işte bu rolü var mıdır? Ya da kendince bir iş yaptıktan sonra, hemen dışarı fırlayıp, sigara zıkkımlanan çocuklarda beni bıktırmış olabilir.

Bilemem artık. Hiç bir şey bilemem. Ve de bilmiyorum zaten. Belki de hayatta hiç bir şey bilmemek, daha doğrusu anlamamak, anlamaya çalışmamaktır sorunum. Eğer öyleyse, sorunun kaynağı benim. Başkalarının ne yaptığının, nasıl davrandığının ne önemi var? Önemli olan benim ne yaptığım, nasıl davrandığım. Dükkanım dolup taşsa da, para koyacak yer bulamasam da, sorunlardan uzaklaşmak için dükkana gelirken korkarak geliyor, ayaklarım geri geri gidiyorsa, sorun bende.

Serhat’ın ”bu yüze bu gözlük nasıl verilir? Siz bir gözlükçü olarak bu yüze bu gözlüğü yakıştırdınız mı ? ” diyerek annesiyle dükkana gelen müşterimize karşı takındığı bu sert ve kavgaya hazır ruh halinin sebebi de benim. Dükkanda ki bu negatif elektrikte benim eserim. Bu utanç ta benim.

Ve ben artık değişmek istiyorum. Sevmek istiyorum. İnsanları sevemezsem, işimi de sevemeyeceğim. Her bir şeyi sevmek zorundayım. Eşimi, işimi, ailemi, insanları, canlıları, kendimi… Yoksa tükenip gideceğim.

Hadi bakalım. Gül biraz.. Gül.. Gül..

”Haklısınız beyfendi… Hakkaten çok büyük gözlük. Serhat, değiştir hemen gözlüğü.”

Bir daha… Gül… Hadi bir de kahkaha patlat. Bak gördün mü nasıl da değişti ortam? Bir kahkaha daha…

”Özür dilerim, içimden geldi. ”

Niye özür diliyorsam. ” Hey çocuklar! Şurdan bir pasta yaptırın. Bugün kutlama var. Hadi, hadi durmayın öyle… Ne kutlaması mı? Doğum günü evladım,doğum günü… O fiziki doğumdu. Bu ruhen doğduğum gün.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !