siftah

 

 

Siftah ,ne güzel bir adettir.İş olsa da olmasa da dükkandan içeriye atılan birkaç kuruş, güne güzel başlamak için bir teşviktir  adeta.Bu sadece dükkan sahiplerinin dört gözle beklediği bir ücret değil,aksine tüketicilerimizin de geçmişlerinden devraldıkları bir alış-veriş kültürünün yansımasıdır aynı zamanda.Takılan bir vida,hediye edilen bir silme bezi ya da önemsenmeyecek bir hizmetin karşılığında altta kalmamak için gönül rızası ile  sakala-çeneye sürülerek yere atılan bir lira,esnaflığa bir hediyedir.

 Gün içerisinde bazen 4-5 kez siftah aldığım olur. Normalde sıkı pazarlık yapan kimi hastalarım bile ’’Yok ! Yok ! gerekmez abi ‘’abi dedikçe pazarlıklarını affettirmek için olsa gerek siftah için bonkör davrandıkları bile olur.

  Güzel ve bereketli bir gün dileğiyle atılan siftah parası üzerinde tüm esnaf arkadaşlarım gibi ben de durmam.Verilse de olur,verilmese de. Hastalarımı  ben alıştırmadım zaten.Çok şükür bu güne dek siftah parası istemek zorunda da kalmadım.Çünkü o parayı siftah yapan unsur,gönülden verilmesidir.

 Ama biri var ki, onun siftahını özellikle beklerim..Kabahat benim değil.O alıştırdı beni.Her  gün sabah saat 10 gibi kapının önüne kadar gelip,işaret parmağının altına sıkıştırdığı baş parmağı üzerinde ki 1 lirayı artistik bir şekilde oturduğum masanın üzerine nişanlayarak ,

--Hayırlı işler,Bol kazançlar

Dileğiyle fırlatan  Suat abi.Genç yaşta emekli olmuş bu SAT komandosunun siftahı,dükkanın kapalı olduğu günler hariç 3 yıldır bir gün bile sekmedi..Her gün atılan bu siftah parasının uğur getirip getirmediğini ben de takip etmedim,o da bir gün bile sormadı ‘’ nasıl param bereket getirdi mi ? ‘’ diye. Başka dükkanlara da siftah parası atar mı bilemem.Ama öyle olsa illa ki görürdüm.

  Nerden nasıl tanıştığımızı da pek hatırlamıyorum. Çünkü hakkında hiçbir şey bilmiyorum.Bir gözlük alış verişine de girdiğimizi sanmıyorum.Öyle olsa iyi kötü aklımda kalırdı.Sürekli  mavi bir eşofman takım ,elinde Fanatik gazetesi  ve ekmek bulunan poşeti ile uğradığı dükkanda siftahını bırakıp gözden kaybolurdu.Sabah saatleri hariç  gün içerisinde de başka yerde karşılaşmadım hiç.Asker emeklisi olduğunu da berber Necati den duymuştum.

  --Efendi kendi halinde bir adam.Güler yüzüne aldanma daha doğru dürüst, derinlemesine bir sohbete girmedi kimseyle

  Demişti.Yani,bir insan berber koltuğunda da gevezelik etmiyorsa….Terzi Adem ,de Beşiktaş hastası olduğunu , arada bir emekli öğretmen Fevzi bey’le tavla oynaması dışında bir sosyalliği olmadığını söylemişti.

Bunları niye mi anlatıyorum? Çünkü son 3 gündür o siftah parası atılmıyor.Hadi ilk gün pazardı..Pazartesi,Salı bekledim,Suat abi ortalıkta yok.Nerede oturduğunu da bilmiyorum.

Bu sabah saat tam da 10 da verilen sela ile ( tesadüf mü artık)öğreniyoruz ki,Sait Akkara’yı ( soyadı buymuş),3 gündür yatmakta olduğu Devlet hastanesinde kaybetmişiz. İkindi namazını müteakip  Merkez camisinden kaldırılacakmış.

  Hayat ne tuhaf! Bazen tanımadığımız,tanısak belki de sevmeyeceğimiz ,hakkında hiçbir şey bilmediğimiz insanlarla sorgulamalara meydan vermeden anlaşılmaz yakınlıklar kuruyoruz. Yolumuzun üzerinde ki bir çöpçü,sohbet etmeye vaktimizin olmadığı bir simitçi,köpeğini her gün aynı saatte kordonda gezdiren bir orta yaşlı kadın,kendisini hiç görmediğimiz halde her gün cam siparişi verdiğimiz depo çalışanı bizim hayatımıza tanınmamışlıklarıyla yön veren  ya da hayatımıza bilinmeyen bir anlam katan karakterler.Ve iyi ki varlar.

 

 Al işte ezan da okunuyor.Ben de camiye yetişeyim bari.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !